EKREM DEMİRLİ, FUSÛSU’L-HİKEM OKUMALARI 22. SEMİNER ÖZETİ

Seminerin Amacı ve İçeriği

Bu derste Ekrem Demirli, İbnü’l-Arabî’nin Fusûsu’l-Hikem adlı eserinde geçen Nuh faslı üzerinden tenzih-teşbih, akıl-hayal, felsefe-din ve kelam-tasavvuf ilişkilerini tartışır. Nuh peygamberin soyutlayıcı (tenzihçi) Tanrı anlayışıyla halkın teşbihçi (benzetmeci) algısı arasındaki gerilim, felsefe-din tartışmasının peygamberlik üzerinden nasıl içe aktarıldığıyla birlikte ele alınır. Bu bağlamda İbnü’l-Arabî’nin kelam eleştirisi merkeze alınarak dil, anlam ve tevil meseleleri üzerinden güçlü bir sistematik değerlendirme yapılır.

Ana Temalar

  1. Tenzih ve teşbih gerilimi – Nuh kıssası özelinde:

Nuh peygamber, İbnü’l-Arabî’nin perspektifinde tenzihçi Tanrı anlayışını temsil ederken, halk teşbihçi bir algıya sahiptir. Bu ayrım akıl (filozof, nebi) ve hayal gücü (avam) arasında bir karşıtlık olarak sunulur. Felsefe ile din arasındaki klasik tartışmanın peygamberlik ve halk ilişkisine tercüme edilmesiyle yeni bir gerilim alanı ortaya konur.

  1. Kelam eleştirisi ve tutarsızlık iddiası:

İbnü’l-Arabî’ye göre kelamcılar hem şeriatı kabul edip hem de Tanrı’ya dair teşbih içeren ifadeleri evrensel tevillerle soyutlamaya çalışarak tutarsız davranırlar. Bu durum, ayetlerin bir kısmına inanıp diğer kısmını reddetmeye benzetilir. Filozofun tutarsızlığı yoktur; çünkü zaten şeriatı reddeder. Ancak kelamcı tevili genelleştirerek hakikati inkâr etmiş olur.

  1. Zahirin korunması ve batınîliğin sınırları:

İbnü’l-Arabî’nin düşüncesinde kelimenin sözlük anlamı ilk anlam olarak sabitlenmelidir. Batınî yorumlar bu zahir anlamın üzerine bina edilebilir, ama onu iptal edemez. Aksi takdirde dil anlamsızlaşır ve Şâri’ olan Tanrı’nın maksadı anlaşılmaz hâle gelir. Bu yaklaşım, hem fıkıh merkezli kelam geleneğine hem de aşırı batınî akımlara yöneltilmiş çift yönlü bir eleştiridir.

  1. Vahyin dili ve sıradan insan:

İbnü’l-Arabî’ye göre Kur’an dili sıradan insanın anlayacağı şekilde şekillenmiştir. Bu yüzden ilk anlamlar hakikidir ve Nuh’un gemisi örneğinde olduğu gibi tarihsel gerçekliği inkâr etmeden derin yorumlara gidilebilir. Seçkinler lafzın altında katmanlı anlamlara ulaşabilir, ama bu anlamlar ilk anlamı geçersiz kılmaz.

  1. Cevâmiü’l-kelim ve çok-anlamlılık:

İbnü’l-Arabî, bazı kelimelerin bütün anlamları kapsayan (cevâmiü’l-kelim) sözler olduğunu, bu çok-anlamlılığın da ancak zahir anlamla birlikte mümkün olabileceğini belirtir. Böylece anlam çoğulluğu bir derinlik kazanır; aksi hâlde yorum keyfiliğe dönüşür.

  1. Tanrı, insan ve âlemde paradoks:

Son bölümde İbnü’l-Arabî’nin Tanrı, insan ve âlem için kurduğu paradoksal ontoloji tartışılır. Tanrı hem görünür hem görünmez, hem bilinir hem bilinemezdir. Bu zıtlık, anlamı sabitlemeye çalışan her tür kelamî veya batınî yorumu yetersiz kılar.

Sonuç

Bu seminer, İbnü’l-Arabî’nin özellikle kelam geleneğine yönelttiği tutarsızlık eleştirisini Nuh peygamberin kıssası üzerinden derinleştirmekte ve dinî dilin yorumunda zahirin vazgeçilmezliğini vurgulamaktadır. Tenzih ve teşbih, akıl ve hayal, zahir ve batın gibi ikiliklerin dengesi üzerinden geliştirilen bu yorum, tasavvufun kelamla olan çatışmasını belirginleştirirken, İbnü’l-Arabî’nin özgün hermenötik sistemini de ortaya koyar.

 

Purpose and Content of the Seminar

In this session, Ekrem Demirli examines the chapter of Noah from Ibn al-ʿArabī’s Fusûsu’l-Hikem to explore tensions in the relationship between tanzīh (transcendence) and tashbīh (immanence), reason and imagination, philosophy and religion, and kalām and Sufism. The discussion centers on the contrast between Prophet Noah’s transcendental view of God and the people’s anthropomorphic perception, offering an interpretive lens on the prophet–community relationship and its implications for theological discourse. Ibn al-ʿArabī’s critique of kalām is foregrounded, leading to a systematic reflection on language, meaning, and interpretation.

Main Themes and Headings:

  1. Tension Between Tanzīh and Tashbīh – Through the Story of Noah:

Noah represents a rational, transcendental image of God, while the people represent an imaginative, anthropomorphic view. This duality reflects the classic tension between philosophy and religion, reinterpreted through the relationship between prophets and common people.

  1. Critique of Kalām and Accusation of Inconsistency:

According to Ibn al-ʿArabī, theologians behave inconsistently by both affirming the sharīʿah and interpreting anthropomorphic verses in abstract, universal terms. Unlike philosophers who reject revelation entirely, theologians distort the divine message through excessive allegorical readings.

  1. Preservation of the Literal and Limits of Esoteric Interpretation:

For Ibn al-ʿArabī, the primary linguistic meaning must be preserved. Inner (bāṭin) interpretations may be built upon the apparent (ẓāhir) meaning, but cannot negate it. Otherwise, language loses its function, and the divine intent becomes incomprehensible. This critique targets both excessive rationalism and esoteric schools.

  1. Language of Revelation and the Common Folk:

The Qur’an was revealed in a language accessible to ordinary people, thus literal meanings retain truth. Deeper meanings, like those in the Noah’s ark story, must not dismiss the historicity of events. Elites may explore layered meanings, but these must coexist with the original wording.

  1. Jawāmiʿ al-Kalim and Semantic Multiplicity:

Some words, for Ibn al-ʿArabī, contain multiple valid meanings (jawāmiʿ al-kalim). True interpretive depth requires preserving the literal sense, without which interpretation becomes arbitrary and subjective.

  1. Paradox in God, Man, and the Cosmos:

Ibn al-ʿArabī ultimately presents an ontological paradox: God is both manifest and hidden, knowable and unknowable. Such a structure challenges both rationalist theology and unfounded esotericism, requiring a more nuanced metaphysical approach.

Conclusion

This seminar elaborates Ibn al-ʿArabī’s critique of the kalām tradition through the story of Noah, emphasizing the indispensability of literal meaning in the interpretation of religious language. By balancing opposites like transcendence/immanence and apparent/hidden, Ibn al-ʿArabī formulates a hermeneutical method that exposes the tensions between Sufism and mainstream theology.