EKREM DEMİRLİ, FUSÛSU’L-HİKEM OKUMALARI 36. SEMİNER ÖZETİ

Seminerin Amacı ve İçeriği

Bu seminer, İbnü’l-Arabî’nin varlık anlayışını “ilâhî mutâbaka” kavramı etrafında ele alarak, Allah’ın yaratmaktan razı olduğu fikrini ontolojik bir çerçeveye taşımayı amaçlamaktadır. Ekrem Demirli, tasavvufta “rıza” ve “tevekkül” gibi ahlâkî-psikolojik kavramların İbnü’l-Arabî’de nasıl metafizik ilkelere dönüştüğünü ve bunun insan–Tanrı ilişkisini nasıl etkilediğini ortaya koyar.

Ana Temalar ve Başlıklar

  1. Rıza ve İlâhî Mutâbaka

İbnü’l-Arabî’ye göre Allah sadece yaratmaz; aynı zamanda yarattığından razıdır. Bu rıza, ontolojik düzeyde bir uygunluk (mutâbaka) anlamına gelir. İnsan ise bu uygunluğa boyun eğerek, varlığını anlamlandırır.

  1. Erken Dönem Tasavvuf ile Karşılaştırma

Erken sûfîlerde tevekkül ve teslimiyet daha çok psikolojik boyutta ele alınırken, İbnü’l-Arabî bu kavramları ontolojik temellere dayandırır. Asharî kaderciliği ile arasındaki fark, fail sorumluluğunun Tanrı’nın rızasıyla birlikte düşünülmesinde ortaya çıkar.

  1. Fiil, Sorumluluk ve Tevhit İlişkisi

Her fiilin kendine özgü bir Rabbi vardır; bu, o fiilin kaynağını ve sorumluluğunu belirler. İnsan, yaptığı işle özdeşleştiğinde, kendi Rabbinin hükmüne rıza göstermiş olur. Ancak bu durum, ego oluşumunu tetiklediği için İbnü’l-Arabî kulun kendisini fail değil, vasıta olarak görmesini önerir.

  1. Varlığın Ahlâkî Boyutu ve Adâb

Adab, İbnü’l-Arabî’ye göre sosyal değil, ontolojik temellidir. Her şey yerli yerindedir ve Tanrı her şeyi yerli yerinde yaratmıştır. Bu nedenle ahlâk, doğrudan varlığın düzenine uymakla ilgilidir. Her varlık, Allah’ın bir isminin tecellisidir ve bu nedenle sevilmeye layıktır.

  1. Varlık ve İlâhî Aşk İlişkisi

Allah’ın razı olması, varlıkta bir sevgi tezahürüdür. Her yaratılmış, bir ilâhî ismin zuhurudur ve bu yönüyle Tanrı’nın sevgisini taşır. Bu, kötülük problemini de Tanrı’nın iradesi ve isimleri bağlamında yeniden yorumlamayı gerektirir.

Sonuç

Bu seminerde, varlığın tümüyle ilâhî rızaya mazhar olduğu fikri temel alınarak, tasavvufun ahlâkî, metafizik ve epistemolojik boyutları iç içe geçirilir. İbnü’l-Arabî, sorumluluk, fiil ve sevgi kavramlarını yalnızca ahlâkî düzeyde değil, varlık yapısı içinde ele alarak “vahdet-i vücûd”un bir yaşam felsefesi olduğunu ortaya koyar.

 

Purpose and Content of the Seminar

This seminar focuses on Ibn al-ʿArabī’s metaphysical concept of divine agreement (ilāhī mutābaqa), aiming to reinterpret the idea that God is pleased with His creation as an ontological principle. Ekrem Demirli examines how ethical and psychological notions such as riḍā (contentment) and tawakkul (trust) in classical Sufism are transformed by Ibn al-ʿArabī into foundational metaphysical concepts, reshaping the framework of the God–human relationship.

Main Themes and Headings

  1. Divine Satisfaction and Mutābaqa

According to Ibn al-ʿArabī, God not only creates but is also pleased with His creation. This divine satisfaction implies an ontological conformity—mutābaqa—whereby creation harmonizes with the divine will. Human beings must submit to this structure in order to grasp the meaning of their existence.

  1. Comparison with Early Sufism

While early Sufi thought treated tawakkul and taslīm (submission) as moral-psychological states, Ibn al-ʿArabī grounds them ontologically. His departure from Ashʿarite fatalism lies in pairing human responsibility with God’s pleasure, thus integrating action and divine approval.

  1. Action, Responsibility, and Divine Unity

Each act corresponds to a specific divine Lord (Rabb), which determines the act’s origin and the subject’s accountability. When a person identifies with an action, they express contentment with their Lord’s decree. Yet, since this may inflate the ego, Ibn al-ʿArabī suggests one should view themselves not as the true agent, but as a conduit for divine action.

  1. Ethical Dimension of Being and Adab

In Ibn al-ʿArabī’s view, adab (propriety) is not socially defined but ontologically grounded. Everything is created in its rightful place, and thus moral rightness involves aligning with the divine order. Every being is a manifestation of a divine name and therefore inherently lovable

  1. The Relation Between Being and Divine Love

God’s satisfaction is a form of divine love manifesting in being. Every created thing reveals a divine name and thus carries a trace of divine affection. This also reframes the problem of evil as a matter of divine will and names, requiring a metaphysical rather than purely moral evaluation.

Conclusion

Framed around the idea that all existence is a recipient of divine satisfaction, this seminar integrates ethical, metaphysical, and epistemological layers of Sufi thought. Ibn al-ʿArabī interprets responsibility, action, and love not merely as ethical concerns but as intrinsic features of reality—offering waḥdat al-wujūd as a lived metaphysical philosophy.