OĞUZ HAŞLAKOĞLU, HERAKLEİTOS VE PARMENİDES ATÖLYESİ 28. SEMİNER ÖZETİ

Seminerin Amacı

Yirmi sekizinci seminer, Oğuz Haşlakoğlu’nun Herakleitos ve Parmenides Atölyesi dizisinde düşüncenin kendi üzerine kapanan ve aynı anda kendi kendini aşan hareketini anlamaya yöneliktir. Bu derste Haşlakoğlu, Hegel’in “çizgi–daire” metaforundan yola çıkarak felsefi ilerlemenin doğasını inceler. Amaç, düşüncenin “doğrudanlık” (dolaysızlık) ile “aracılık” (dolaylılık) arasındaki geçişini, yani soyutun somuta dönüşümünü anlamaktır. Seminer boyunca Hegel, Kant, Aristoteles, Platon ve Herakleitos arasında felsefi bir diyalog kurulur; varlık, yokluk ve oluş kavramları iç içe geçirilir.

Ana Temalar

  1. Çizgi ve Daire: Bilimin Dönüşen Çizgisi

Haşlakoğlu semineri, Hegel’in şu cümlesiyle başlatır: “Bilimsel ilerlemenin çizgisi kendini bir daire yapar.” Bu ifade, doğrusal ilerlemenin sonunda kendi başlangıcına dönmesini, yani bilginin kendi kaynağını yeniden kurmasını temsil eder. Çizgi dolaysızlığı, daire ise dolaylılığı ve bütünlüğü simgeler. Böylece, bilgi yalnızca ilerleyen bir süreç değil, aynı zamanda kendi üzerine kapanan bir harekettir — kendini düşünen düşünce.

  1. Dolaysız ve Dolaylı: Duyusal ile Düşünselin Gerilimi

Dolaysız olan, Hegel’de duyu deneyimidir; dolaylı olan ise aklın düşünsel işlevidir. Ancak Hegel, bu iki alanın birbirini dönüştürdüğünü söyler: Düşünce, duyu deneyimini “Aufeheben” (kaldırma, dönüştürme, yüceltme) yoluyla dolaysızlaştırır. Böylece duyu deneyimi artık yalnızca bir algı değil, düşüncenin içinde yeniden doğan bir anlam hâline gelir. Bu dönüşüm, düşüncenin bilime geçiş anıdır — çünkü bilim, “dolaylı olanın dolaysızlaştırılması”dır.

  1. Hegel ile Kant Arasındaki Ayrım

Haşlakoğlu, Hegel’in Kant’a yönelik eleştirisini açıklarken “Ding-an-sich” (şeyin kendisi) kavramını merkez alır. Kant için “şeyin kendisi” bilginin sınırıdır; Hegel içinse düşüncenin önünde engel olamaz. Hegel, “Düşüncenin dışında hiçbir şey olamaz” derken, varlığı aklın hareketine içkin hale getirir. Bu noktada Haşlakoğlu şu soruyu yöneltir: “Hegel’in düşünemeyeceği bir şey olabilir mi?” Bu retorik soruyla, Hegel’in mutlak düşünce sistemini vurgular.

  1. Aristoteles Bağlantısı: Hüle–Morphe ve Energeia

Haşlakoğlu, Aristoteles’in hüle–morfizm (madde–biçim) öğretisi üzerinden Hegel’in sistemini açıklar. Hüle (madde) ve morphe (biçim) birbirinden ayrılamaz; bu, tıpkı Hegel’in dolaysız ve dolaylısı gibi iç içe bir ilişkidir. Aristoteles’in “energeia” kavramı — bir şeyin varlıkta tutulma etkinliği — Hegel’de “Aufeheben” olarak yankılanır. Her ikisinde de “oluş”, durağan bir varlık durumundan ziyade, kendi içinde dinamik bir hareket olarak anlaşılır.

  1. Platon ile Ayrışma: Meon, Kora ve Açıklık

Platon’da varlık, yoklukla değil, meon (var olmayan) ile ilişkilidir. Haşlakoğlu, Platon’un kora kavramını “açıklığın zemini” olarak yorumlar. Kora, varlık ile yokluk arasında bir alan değil, bunların sahneye çıktığı mekândır. Bu anlamda Platon’un evreni açık bir evrendir — tıpkı Herakleitos’un evreni gibi. Hegel ise bu açıklığı kapatarak “varlık–yokluk birliğini” mutlak bir sistem içinde sabitler.

  1. Varlık–Yokluk–Oluş Üçlüsü

Seminerin merkezinde Hegel’in şu önermesi yer alır: “Varlık ve yokluk birliğidir başlangıç.” Bu ifade, Parmenides’in “var olan vardır, var olmayan yoktur” ilkesini aşar.Hegel burada Parmenides’in kavramlarını alır, fakat onları Herakleitos’un “karşıtların birliği” anlayışına tabi kılar. Böylece varlık ve yokluk, birbirine zıt değil, birbirini zorunlu olarak içeren kavramlar hâline gelir. Haşlakoğlu bunu şöyle açıklar: “Hegel, Parmenides’in kavramlarını Herakleitos’un diyalektiğine tabi tutmuştur.”

  1. Aufehebung: Terki ile Terfi

Seminerde en çok durulan kavram “Aufeheben”dir. Haşlakoğlu bu terimi “terk etmekle yüceltmek” olarak çevirir: Bir şey hem ortadan kalkar hem de daha yüksek bir düzeyde korunur. Bu, varlık ile yokluğun çelişkiden değil, birlikten doğmasını açıklar. Hegel’de “Aufeheben” hem ayrımı hem özdeşliği mümkün kılar — düşünmenin motoru budur.

  1. Spekülatif Düşünme

Haşlakoğlu, Hegel’in düşünme tarzını “spekülatif düşünme” olarak tanımlar. Spekülatif düşünme, düşüncenin kendi hareketini “seyretmesidir”. Bu düşünme biçimi, kavramları sabitlemez; onları iç içe geçiş içinde görür. Haşlakoğlu şöyle der: “Hegel düşünmez, düşüncesini seyreder.” Bu, felsefenin teoriden pratiğe, soyuttan canlı olana dönüşümüdür.

  1. Başlangıç Olarak Özdeşlik ve Özdeş Olmayanın Özdeşliği

Hegel’e göre bilim, “özdeşliğin ve özdeş olmayışın özdeşliği”nden başlar. Bu paradoksal formül, felsefenin kendi iç diyalektiğini özetler. Haşlakoğlu bunu “kök hücre” benzetmesiyle açıklar: Hücre, kendi içinde hem bir hem iki olma potansiyelini taşır; tıpkı düşüncenin de hem varlığı hem yokluğu aynı anda taşıması gibi.

  1. Platon’un Sofist Diyaloğu ve Logos’un Çatallanması

Haşlakoğlu, Hegel’in özdeşlik–ayrılık kavramını Platon’un Sofist diyaloğundaki “Tauton” (aynı) ve “Heteron” (başka) kavramlarıyla ilişkilendirir. Platon için logos, hem kinesis (hareket) hem stasis (durağanlık) içerir. Hegel’in “varlık–yokluk–oluş” üçlemesi, bu çatallanmanın modern biçimidir. Her iki düşünür de, oluşu varlıkta tutan kuvveti “dünamis” olarak görür. Bu noktada Haşlakoğlu, Platon’un korasını “dünamisin mekânı” olarak yorumlar: “Kora, hem babayı hem oğulu kendinde toplayan, aynı anda onlardan ayrılan açıklıktır.”

Sonuç

Yirmi sekizinci seminer, düşünmenin en soyut düzeyinde bile “hareket”i, yani oluşu temellendirme çabasıdır. Haşlakoğlu, Hegel’in “varlık ve yokluğun birliği” kavramını, Herakleitos’un logosu ile Parmenides’in ontolojisi arasında kurar. Bu birlik, ne yalnızca varlıktır ne de yokluk — ikisinin kesişimidir. Felsefe burada “varlığın sahneye koyuluşu” haline gelir: Düşünmek, varlığı seyretmektir. “Bilimin çizgisi daireye dönüşür — çünkü düşünce, başladığı yere dönüşerek kendini bulur.”

 

Purpose of the Seminar

The twenty-eighth seminar explores how thought closes upon itself while simultaneously transcending its own boundaries. Haşlakoğlu interprets Hegel’s metaphor of the line and circle as a reflection of philosophical progress: knowledge advances not linearly but by returning to its own beginning. The goal is to understand the transition between immediacy and mediation, the transformation of the abstract into the concrete.

Main Themes

  1. The Line and the Circle

For Hegel, the line of scientific progress becomes a circle — thought returns to its origin, enriched by reflection. The line represents immediacy; the circle represents mediation and totality. Knowledge, therefore, is self-returning movement — thought thinking itself.

  1. Immediacy and Mediation

Immediacy corresponds to sensory experience; mediation to intellectual reflection. Through Aufehebung (sublation), thinking transforms the immediate into something intelligible. This dialectical motion is the birth of science — the transformation of perception into understanding.

  1. Hegel versus Kant

Kant’s “thing-in-itself” sets a limit to knowledge; Hegel rejects this boundary, insisting that nothing can lie outside thought. To think, for Hegel, is to make being itself intelligible — there is nothing beyond thought.

  1. Aristotle’s Influence

Aristotle’s hyle–morphe and energeia doctrines illuminate Hegel’s dialectic. Form and matter, like immediacy and mediation, cannot exist apart. Being is sustained through activity — the energy that keeps existence alive.

  1. Plato’s Meon and Kora

Plato’s meon (non-being) and kora (space) are reinterpreted as openness — a stage on which being appears. Unlike Hegel’s closed dialectic, Plato’s cosmos remains open, receptive, and luminous.

  1. Being–Nothing–Becoming

Hegel’s central thesis — Being and Nothing are one — combines Parmenidean ontology with Heraclitean dynamism. Being and Nothing are not opposites but moments within the same process: their unity gives rise to becoming.

  1. Aufehebung

Aufeheben means both “to cancel” and “to preserve.” It is the movement through which difference becomes unity without losing tension. It is the pulse of speculative thought — the power that turns contradiction into growth.

  1. Speculative Thinking

Speculative thinking is not reasoning but seeing with thought. Hegel does not analyze; he contemplates the movement of concepts. To think speculatively is to watch thought unfold within itself.

  1. Identity and Non-Identity

Science begins, says Hegel, with “the identity of identity and non-identity.” Haşlakoğlu compares this to the cell that divides yet remains itself — a metaphor for the self-generating structure of being.

  1. Plato’s Sophist and the Division of Logos

Plato’s “Tauton” (the same) and “Heteron” (the other) parallel Hegel’s dialectic of being and non-being. Both thinkers aim to explain how unity arises through difference. For Haşlakoğlu, kora is the field where this interplay becomes visible — “the luminous space of becoming.”

Conclusion

The twenty-eighth seminar culminates in a vision of philosophy as ontological theater. Hegel’s dialectic is reinterpreted as a dramatic staging of being and nothing within the openness of thought. Haşlakoğlu shows that true thinking is not possession but witnessing: “To think is to let being appear.” The line becomes a circle — and thought, having traversed its path, returns home to itself.